ÇAYANİZM
Kesintisiz Devrim ve II. Enternasyonal’in Ortodoks Tahrifatı: Mahir Çayan’ın Devrim Teorisine Bakışı
Giriş: Marksizm, Eylem Kılavuzu ve Reformizm Eleştirisi
Proletaryanın sınıf mücadelesi, özü ve içeriği bakımından evrensel (beynelmilel) olsa da biçimsel olarak ulusal bir karakter taşır. Türkiye devrimci hareketinin önde gelen teorisyenlerinden Mahir Çayan, "Kesintisiz Devrim I" adlı eserinde Marksist devrim teorisini bu eksende derinlemesine incelemektedir. Çayan, Marksizm'in donmuş bir dogmalar bütünü değil, aksine tarihsel kronolojiye ve değişen şartlara göre sürekli yenilenen bir eylem kılavuzu olduğunu tarihsel bir perspektifle ortaya koyar. Bu bağlamda, kendisinden önceki teorik yaklaşımlar gibi her türlü reformist sapmayı sert bir dille eleştirir.
Marx ve Engels Döneminde Devrim Teorisi ve Ekonomik Determinizm
Çayan’a göre, Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1847 dünya ticari bunalımı üzerinden kapitalizmin genel ve sürekli bir buhranlar dönemine girdiğini saptaması o dönem için hatalı bir öngörüydü. 1847-1850 yılları arasında kıta Avrupa’sında sürekli (kesintisiz) bir devrimin yaşanacağını zanneden Marx ve Engels, daha sonra bu düşüncelerinde yanıldıklarını bizzat kabul etmişlerdir.
Bu dönemde Marx ve Engels’in devrim teorilerinde ihtilalci inisiyatiften ziyade, ekonomik ve sosyal determinizm (ekonomik altyapının belirleyiciliği) ağır basmaktaydı; ihtilalci inisiyatifin rolü ise daha tali (ikincil) bir konumdaydı. Ancak tarihsel süreçte devrimin merkez üssünün Batı’dan (İngiltere’den) yavaş yavaş Doğu’ya doğru kaymasına paralel olarak, ihtilalci inisiyatifin nispi önemi de artış göstermiştir.
Değişen Kapitalizm ve Sürekli Buhranlar Çağı
Marx ve Engels’in yaşadığı dönemde kapitalizm henüz yükselme dönemindeydi. Dolayısıyla onların tekel öncesi dönemde "hatalı" olarak nitelendirdikleri sürekli devrim teorisi, ancak kapitalizmin emperyalist aşamaya geçmesi ve sürekli buhranlar dönemine girmesiyle gerçek anlamını bulmuştur.
> Özetle: Kapitalizm artık Marx ve Engels’in dönemindeki kapitalizm değildir.
>
Bu nedenle, Marx ve Engels’in 1856’dan sonra rafa kaldırdıkları sürekli devrim teorisi; kapitalizmin sürekli ve genel bunalımlar döneminde Rusya gibi burjuva demokratik devrimin eşiğinde olan, gecikmiş ülkelerin proletaryası için tek ve doğru devrim teorisi haline gelmiştir. Leninist kesintisiz devrim teorisi, tam da kapitalizmin bu can çekişme döneminin teorisidir.
II. Enternasyonal ve Dogmatizmin İdeolojik Kılıfı
II. Enternasyonal’in başlattığı Marksizm’in "ortodoks tahrifatını" pratik sahada Menşevikler uygulamaktaydı. II. Enternasyonal partileri, kapitalizmin yükselme döneminde elde edilen geçici seçim zaferlerinin sarhoşluğu içinde, kapitalizmin girdiği bu yeni emperyalist dönemi hiçbir şekilde kavrayamadılar. Geçici bir barış döneminin sonsuza kadar süreceğini sandılar.
Bu partiler, Marksizm’in en temel ilkesi olan "somut durumların somut tahlili" yöntemini bir kenara bıraktılar. Marksizm’in tarih içinde zenginleşip derinleşen yapısını unutarak, Marx ve Engels’in yalnızca istisnai şartlar için söyledikleri sözleri bile genelleyerek tam bir dogmatizmin içine düştüler.
Bu dogmatik yaklaşım, aslında onların nesnel (objektif) durumlarına uygun düşüyordu; çünkü bu donmuş ortodoksi, onların ihanet ve korkaklıklarına ideolojik bir kılıf sağlıyordu. Kapitalizmin üretici güçleri henüz geliştirdiği yükselme dönemine ait evrimsel çalışma tarzı ve taktiklerini, kapitalizmin genel bunalım ve sosyalist devrimler çağında da aynen uygulamaya çalışıyorlardı.
Lenin’in Somut Durum Analizi ve Tek Ülkede Sosyalizm
II. Enternasyonal pasifistleri Marksizm’i bu şekilde dogmalaştırırken; Lenin, Marksizm’i bir eylem kılavuzu olarak kabul ederek somut durumların somut tahlilini yaptı ve kapitalizmin emperyalizme dönüşme sürecini yakından izledi. Lenin’e göre artık Marx ve Engels’in dönemi kapanmış, kapitalizm yeni bir safhaya (can çekişme sürecine) girmişti.
Lenin, tekelci dönemde iyice belirginleşen kapitalizmin dengesiz ve kesikli gelişim kanununu doğru analiz ederek, buradan "tek ülkede sosyalizmin zaferinin mümkün olduğu" sonucunu çıkardı. Ekonomik ve politik gelişmenin eşit oranda olmaması, kapitalizmin kaçınılmaz bir kanunudur.
Sonuç
Lenin’e göre, Marx ve Engels’in miyadını doldurmuş eski önerilerini dogmalaştırarak tekrarlayan II. Enternasyonal partileri ve sözcüleri, burjuvaziye hizmet etmekten başka bir şey yapmamışlardır. Joseph Stalin’in de ifade ettiği gibi:
1840-1850 yılları arasında Almanya’nın ve dolayısıyla Marx ile Engels’in başına gelen tarihsel durum, 20. yüzyılın başında Rusya’nın ve Lenin’in başına gelmiştir. Değişen tarihsel koşullar, dogmatik bir bağlılığı değil, devrimci teorinin yaratıcı bir şekilde yeniden üretilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder